1995'li yıllardan beri Türkiye'deki seçim sistemi, siyasi partiler kanunu hep tartışılır durur. Öncelerini bilemiyorum ama muhtemelen 1995 öncesinde de aynı konuları tartışmaya devam etti kamuoyu. Tansu Çiller'in siyasi partiler kanunu ve seçim sistemi ile ilgili açıklamaları hala kulaklarımızda. Değişecekti. Bu sistemi değiştirecek, siyasi ppartiler kanununda değişiklik olacak, liderlik sultası yıkılacak, partideki milletvekilleri yönetimde etkili olacaktı. Sadece konuşuldu. hiç bir adım atılmadı. günümüze de aynı sistemle geldik.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu siyasi partiler kanunun değişmesi gerektiğini defalarca dile getirdi. Ak Parti lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı muhalefeti dinelemekle suçladı. "Diktatörlük" artık bir sıfat olarak Erdoğan'a yapıştırıldı. Kılıçdaroğlu partide kendine muhalif ne kadar parti mensubu varsa hepsini tasfiye etti. Eleştrenlerin bile parti ile ilişiği kesilmedi mi? Peki bunu yapınca Kılıçdaroğlu çok güven veren bir lider mi oldu? Sözlerine bile kimse inanmıyor artık maalesef. Ülkenin anamuhalefet partisinin tepesindeki ismin söyledikleri kale alınmıyor bile. Ona da "Çarkçı Kemal" sıfatını taktılar. Bir dediği bir dediğini tutmuyor. En çok da Mustafa Kemal'in "Hatt-ı müdâfâ yoktur, sath-ı müdâfâ vardır.." sözünü söyleyemediğinde gözümden düştü. Mustafa Kemal'in 95 yıl önce bugün kurduğu partinin başında olacaksın ve onun dünya savaş literatürüne bile geçen sözünü bilmeyeceksin. Yazık, sadece yazık CHP'ye.

Devlet Bahçeli'ye bakalım örneğin. Stepne adını vermişler partisine. O da bir muhalefet partisi lideri ve karşısında muhalefet etmeye çalışanları bir anda düşman ilan ediverdi. Kendisine rakipse FETÖ'cü ya da bilmem neci oluverdi muhalifler. Oysaki eleştirenlerin, neyi, niçin eleştirdiği bir dinlenseydi. Sorunlar bu şekilde çözülebilseydi MHP şu andaki yıpranmış, sinmiş bir parti olarak mı kalırdı. Daha da güçlenmez miydi? Meral Akşener, Ümir Özdağ, Sinan Oğan bu partiye daha da güç katmaz mıydı?

Ya iktidarı elinde bulunduran Ak Parti? O da farklı değil. seçimlere dönük çalışmaların başladığı şu günlerde bunu daha çok fark etmeye başladık. Erdoğan'a sıkıntılar bile iletilmiyor. Partide adım çıkar, önüm kapanır diye. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sonuçta insan. Her konuda fikri olsa da, liyakatli olmaması doğaldır. Her işin uzmanı farklıdır. Eğer bir konuda sorun gördüğünüzde, geleceğinizin tehlikeye gireceğinden korkup da bu sorunları dile getirmediyseniz, lkenin geleceğini tehliyeye atıyorsunuz demektir. İsmet İnönü döneminde de aynı şekilde lider ile vatandaşın arası açılmış. Halkın güllük gülistanlık içinde olduğu izlenimi verilmiş ona, ama halk inim inim inliyor. Şu günlerde de halkın sorunları Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ulaştırılmıyor. O da ülkenin gerçekten de refah içinde olduğunu düşünüyor. Yandaş kanallar gerçekleri göstermek yerine toz pembe bir tablo çiziyorlar. Eğer gerçeklerle yüzleşmezsek durum daha da kötüye gidebilir. Geleceğiniz mi, geleceğimiz mi, buna siz karar verin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.